Ermeni Soykırımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ermeni Soykırımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2020 Pazar

Tarihin Laneti (6-7 Eylül vesilesiyle 20 Yıl Önce Yazılmış Bir Yazı)


 (Bugün genç bir arkadaş, 6-7 Eylül vesilesiyle yazmış olduğum bir yazıyı yeniden yayınlamamı önerdi. O kadar çok yazı yazdım ki son yıllarda hangibi olduğunu hatırlayamadım. Arkadaş hatırlattı. 7 Eylül 2014’te “Tarihin Laneti (6-7 Eylül Olayları vesilesiyle  14 yıl önce yazılmış bir yazı)” başlığıyla yayınladığım yazıyı kast etmiş. Yazıyı yıllar sonra okuyunca biraz kehanet gibi bir yazı olduğunu gördüm. Ama aynı zamanda kendi evrimim açısından bazı vurgu eksikliklerini de fark ettim. Bunlara kısaca değineyim.

Aslında yazıyı 20 Kasım 2000’de yazmışım, yani tam 20 yıl önce ve o zamanlar AKP bile ortada yoktu. Özel savaş rejimi hüküm sürüyordu. Yazı 2000’de yeni Gündem ve Özgür Politika gazetelerinde yayınlanmıştı eğer yanlış hatırlamıyorsam.

24 Nisan 2017 Pazartesi

1 Mayıs’ı 24 Nisan, 24 Nisan’ı 1 Mayıs Yapmak

2012 yılında bir örgüte girelim de bir ucundan örgütlü mücadele verelim diye Ertuğrul Kürkçü'nün yöneticisi olduğu SYK'a (Sosyalist Yeniden Kuruluş, Şimdiki SYKP'nin atası) girdik.
Çünkü Ertuğrul, "bir program tartışması açtık, bu sefer cidden yapacağız, herkesi davet ediyoruz” demiş ve davet etmişti örgüte. Biz de ciddiye almıştık.
İlk birkaç toplantıya katılınca, "biz birleşme sürecini ve program tartışmasını başlatırken senin geleceğini düşünmemiştik, sen buraya gelme” dediler.
Davet edenler de bütün bu skandalı görmezden, duymazdan geldiler.
Bu davranışları bazı üyelerce protesto edilince de kovmaktan vazgeçtiler ama  program tartışmasına karşı program önerilerimizi bile getirmemizi engellediler ve sonunda dışlamayı başardılar.
O sıralar bu örgütte, örgütün "bir politik profili olmadığından" da söz ediliyordu.
İşte bu "profil yokluğu"na bir çare olarak, 1 Mayıs'ın gündemine Ermeni katliamını, yani 24 Nisan'ı aldırmaya çalışmayı önermiştim.

23 Nisan 2017 Pazar

“Soykırım” Demeye ve “Özür Dileme”ye Karşı Ermeni Katliamı Konusunda Bir Marksistin Özürü

Ermeni Katliamı üzerine sanırım Türkiye’deki sol içinde  ilk yazanlardan ve en radikal tavır koyanlardan biriyimdir.
Ermeni Katliamı üzerine ilk yazıyı, 1980’lerin başında ASALA’nın Türk Diplomatlarını vurmaya başlaması; böylece konunun gündeme gelmesi ve unutulmaktan çıkması vesilesiyle Niğde Cezaevi’nde yazmış, bunu gizlice dışarıya çıkarmıştım.
Almanya’da çıkan Yol (Der Weg) dergisinde yayınlanmıştı[i]. (Bu yazı ve diğer yazılarımızı Ermeni Katliamı ve “Sorunu” Üzerine Yazılar başlığı altında derledik ve bu kitap, adında yer alan linkten indirilebilir.)
Daha sonra bugünkü internet tarayıcılarının temelini oluşturan tekniğin Tim Berners-Lee tarafından henüz CERN’de geliştirildiği; internetin çok dar bir çevre dışında bilinmediği ve kullanılamadığı dönemlerde, usenet tartışma gruplarında gündemleştirmeye çalıştım. (Eğer bir yerlerde arşivleri varsa oralarda bulunabilirler.)

25 Nisan 2015 Cumartesi

Acı acı ağlıyorum (Rakel Dink)

(Bazan söylenecek her söz anlamsızlaşır. Rakel Dink'in Cumhuriyet'te yayınlanan bu yazısından sonra birşey yazmak anlamsızlaşıyor. Bu çığlığı yaymak gerekiyor. Kim bilir belki birileri duyar. D. K.)
Bu yazıyı okuduğunuz gün 24 Nisan. Ağır ve çok acılı bir yas günü. Bugün sizler için kendi hikâyemi Tanrı’nın yardımıyla kısaca yazmaya çalışacağım.
1959’da şimdi Şırnak’a bağlı olan Ermeni Varto Aşireti’nde doğdum. Adı şimdi Yolağzı Köyü olarak değişmiştir. Varto, babamın dedesinin adı, Vartan’dan gelir. Büyük dede Vartan zamanında Van’dan gelmiş oraya. Cudi Dağı’nın güney eteğinde bulunur. Irak ve Suriye sınırına yakın. Cudi Dağı bizim oradan bakarken çok heybetlidir. Bize komşu Hasana köyünden ise kanatlarını üzerine germiş gibi görünür. Şimdi ise ne Hasana Köyü ne de Ermeni Varto Aşireti var. 1915’te yok etme fermanı gelir. Bizde Kürtçe “Fermana Me Xatibi”

24 Nisan 2015 Cuma

Ermeni Katliamı ve "Sorunu" Üzerine Yazılar (1981 - 2015)

Demir Küçükaydın'ın 1981'den beri Ermeni Katiamı ve "Sorunu" üzerine yazdığı yazıların derlemesi.
Kitap hem son 35 yılda "Ermeni Sorunu"nun tartışılmasının nereden nereye geldiğinin bir tanıklığı; hem de yazarın ulus ve ulusçuluk konusundaki görüşlerinin bir evrimi olarak okunabilir.
Ermeni Katliamı'nın yüzüncü yıldönümünde, daha önce altı versiyonu çıkan bu kitabın, arada yazılmış yazılarla genişletilmiş 7. Baskısı olarak sunuluyor.
İlişikte e-pub dosyası olarak sunuyoruz. PDF dosyası olarak ve MOBİ olarak çok yer kapladığı için bu mailen ekinde yok. Ancak şu adresten tüm formatlarda indirilebilir:
https://yadi.sk/d/pqbiIbRagDRp3
Kitaptan bir yazı (2004):

Atom Egoyan İle Bir söyleşi ve Ararat Filmi Üzerine Bir Yazı


Radikal’de başlığı “Hrant Dink Ararat’ı hiç beğenmemişti acaip tartışmıştık” olan  yazı  hemen ilgimi çekti. Çünkü yıllar önce Almanya’da Ararat’ı izlediğimde bir yazı yazmıştım.

21 Nisan 2015 Salı

Soykırım Kavramının ve Özür Dilemenin Sorunları

Soykırım hukuki bir kavramdır.
1915’deki Ermeni Katliamı, hukuki olarak elbet bir soykırımdır.
Hukuki kavram ve uygulamaların “makabline şamil” olup olmayacağı (yani geriye dönük işleyip işlemeyeceği de) hukuki bir tartışmadır.
Ama çok temel bir toplumsal sorunu, bir hukuki tartışmanın kavram sistemi içinde tartışmak ve oraya hapsetmek; aynı zamanda son derece gerici, karşı devrimci bir ideolojinin, bir gündemin, bir problem koyuşunun egemenliğini sürdürmesine hizmet etmek anlamına da gelir.
Sorun buradadır
Hukuki tartışmalar nedenler üzerine tartışmalar değildir ve nedenler üzerine tartışmaları gündemden düşürürler.
Tam da bu özellikleri nedeniyle var olan sistemin; dolayısıyla sorunun kendisinin bir parçasıdırlar.
Bir sorunu hukuksal kavramlara hapsetmek, var olan sistemi tartışma gündeminden düşürmek; o sistemi savunmak ve sürdürmeye hizmet etmek demektir.

2 Mart 2015 Pazartesi

Yaşar Kemal İçin – “Van Muhaciri” “Mühtedi”nin Oğlu “Kemal Sadık”

Rus’u biraz kazıyınca altından bir Tatar çıkar” diye diye bir söz varmış Rusya’da. Türk’ü de biraz kazıyınca altından bir Rum, Ermeni, Süryani, Slav, Yahudi vs. çıkar. Hele “Türk” denilen kişi biraz sıra dışıysa, bir sanatçıysa, bir demokratsa vs. hiç şaşmaz.
Bunda da şaşılacak bir şey de yoktur aslında. Türklerin Orta Asya’dan geldiği yalanı Irkçı Türk tarihçiliğinin bir uydurmasıdır. Bugün Türk denenler, son bin yılda önce Müslümanlaşmış sonra da Müslümanlardan Türkler yaratılırken Türkleşmiş Anadolu’nun otantik insanlarıdırlar. Hem genetik hem de kültürel olarak böşledir bu. Orta Asya’dan Pers uygarlığının Roma Bizans ile rekabetinde koçbaşı olarak getirdiği fatihler ve onların ahvadı ise nüfusun yüzde beşini aşmaz. Genetik araştırmalar da bunu doğrular.
Yani eğer Türklerin “soydaş”larından söz etmek gerekirse, Türklerin soydaşları en başta vae en yüksek oranda Ermeniler, Rumlar, (İyonya’lı Yunanlılar ve Pontuslu Rumlar); 93 ve Balkan harplerinden sonra gelmiş Müslüman (Balkanlılar) Slavlar, (Kafkaslılar) Çerkezler, vs.dir. Ancak eski kuşak müslümanlaşmışlar, birkaç kuyak sonra kökenleri unutulduğu için, egemen dinden olduklarından, ezilen olmanın duyarlılıklarını kaybetmişlerdir.
Bu duyarlıkları taşıyanlar, özellikle son yüz yıldaki Türklüğün yaratılması sürecinde katledilenlerin kılıç artıkları, oğulları, kızları, torunları, bugünkü “Türk Kültürü” denen şeyin gerçek yaratıcılarıdırlar.

7 Eylül 2014 Pazar

Tarihin Laneti (6-7 Eylül Olayları vesilesiyle - 14 yıl önce yazılmış bir yazı)

Kıta Avrupa’sı ve İngiltere arasındaki gelişim zıtlıkları, Balkanlar ve Anadolu’daki gelişim zıtlıklarına benzer.
Avrupa’da kapitalizm ya da burjuvazi, önce Hıristiyanlık içinde, Püriten/Protestan mezhepler biçiminde eğilim ve çıkarlarını yansıttı.
Ne var ki, bu Burjuva muhalefetin kaderi, Kıta Avrupa’sı ve İngiltere’de farklı yollar izledi. Püritenlik İngiltere’de iktidar olurken, aynı Protestanlar Fransa’da, Sen Barthelmi katliamlarında bire kadar kılıçtan geçiriliyordu. (Doğan burjuva dünyasının Osmanlı’ya sığınan Kılıç artıklarının, Hügontların, Osmanlı modernleşmesindeki etkileri ayrıca incelenmeye değer bir konudur.)
Bu modern, burjuva ruhun katledilmesinin sonucu, Avrupa’da burjuva gelişiminin yüz yıl gecikmesi oldu. İngiltere 1688’lerde burjuva devrimini yaparken, Fransa aynı devrimi 1789’da yapabiliyordu.
Ama devrimin şiddeti birikimin ölçüsünde sert oldu, Katoliklik adına Protestanları kesenler, yüz yıl sonra, Hollanda, İngiliz ya da ABD’yi kuran protestanlıktan da ileri giderek önceki hiçbir dinin kavramlarına göndermede bulunmayarak, hristiyanlık içinde bir parti olmaktan çıkarak, Aydınlanma denen modern toplumun dinini kurdu ve önceki dinleri politik alanın dışına iterek özel olanla tanımladı.

24 Nisan 2014 Perşembe

Ermeni Katliamı’nın 99. Yıldönümü Vesilesiyle “Soykırım” ve “Özür Dileme” Kavramlarının Sorunları Üzerine

Ermeni Katliamı üzerine sanırım Türkiye’deki sol içinde ilk yazanlardan ve en radikal tavır koyanlardan biriyimdir.
Ermeni Katliamı üzerine ilk yazıyı, 1980’lerin başında ASALA’nın Türk Diplomatlarını vurmaya başlaması; böylece konunun gündeme gelmesi ve unutulmaktan çıkması vesilesiyle hapiste yazmış, bunu gizlice dışarıya çıkarmıştım. Almanya’da çıkan Yol (Der Weg) dergisinde yayınlanmıştı[1].
Daha sonra bugünkü internet tarayıcılarının temelini oluşturan tekniğin Tim Berners-Lee tarafından henüz CERN’de geliştirildiği dönemlerde; internetin çok dar bir çevre dışında bilinmediği ve kullanılamadığı dönemlerde, usenet tartışma gruplarında gündemleştirmeye çalıştım. Eğer bir yerlerde arşivleri varsa oralarda bulunabilirler.
Sonra internet yaygınlaştı “forum”lar tartışmaların yapıldığı yerler oldu. Oralarda da gündemleştiren ve tartışanlardan biriydim.
Daha sonra yıllarca konu üzerine yazdım ve konunun gündeme gelmesine çalıştım. Şimdilerde artık epey yol kat edilmiş görünüyor.

8 Haziran 2013 Cumartesi

Gezi Parkı'na Hrant Dink Parkı Adını Verelim. Eskiden 1915'te Katledilen Ermenilerin Anısına Yapılmış Anıtı Yeniden Dikelim

Gezi parkı direnişine katılan arkadaşlara bir öneride bulunmak istiyorum. Üzerine düşünelim, tartışalım, bir fikir oluşturalım ve geniş bir destek bulursa uygulayalım diye.
Türkiye'deki özgürlük mücadelesi ileri giderken aynı zamanda daha da gerilere gidip bugünkü keyfiliğin, anti demokratikliğin köklerine de yönelmek zorundadır. Bu geriye bakışta herkes ve gezi parkının özgürlükçü hareketi, ister istemez Ermeni Katliamı ve Anadolu'nun Hıristiyan haklarının yok edilmesi ve sürülmesi gerçeğiyle karşı karşıya gelecektir.
Gezi parkı direnişi hepimizi hızla eğitmektedir. Onlarca yılda kat edebileceğimiz yolları bir iki günde kat ediyoruz. Bunu göz önüne alarak, bir öneri yapmak istiyorum.
Gezi parkında eskiden 1915'te katledilen Ermeniler için bir anıt vardı. Bu anıt yıllar önce kaşla göz arasında yok edildi.
Keza bugünkü Gezi Parkı’nın olduğu yerlerde özellikle Harbiye yönünde bir Ermeni mezarlığı vardı. (Mezarlığın ve anıtın kısa hikayesi aşağıda ek olarak var.)
Bunu göz önüne alarak. Gezi parkını Hıran Dink Parkı olarak adlandıralım ve oraya aynı anıtı yapamayacağımıza göre bütün sanatçı ve heykeltıraş arkadaşlarımızın yapacakları anıtları orada sergileyip en çok beğenileni oraya koyarak, özgürlükçü mücadelemizin tarihsel köklerini de derinle daldıralım diye düşünüyorum.
Köklerimiz ne kadar derinlere giderse, dallarımız o kadar yükseklere çıkar; meyvelerimiz o kadar büyük ve lezzetli olur.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Nişanyan’ı Savunmak ve “Türklüğe, Müslümanlığa Hakaret” Hakkı


(Sayın Sevan Nişanyan’a “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçundan 13,5 ay ceza verilmiş.
Önce kendine demokratim diyen veya böyle bir iddiası olan herkesin bu cezaya karşı çıkması veya aynı suçu işleme kampanyası bir sivil itaatsizlik eylemi başlatması gerekir. Özellikle en radikal demokratlar olması gereken sosyalistler bunun başını çekmelidirler.
Ama öncelikle böyle bir kampanyayı kendini Müslüman olarak tanımlayanlar açmalıdırlar. Çünkü Müslümanlar ve Türkler bu ülkedeki insanların “Kahir ekseriyeti”ni oluşturmaktadırlar. Türkler ve Müslümanların çoğunluğu birer demokrata dönüşmedikçe bu ülkeye demokrasi gelmesi mümkün değildir. Bunun için de öncelikle Müslüman ve Türklerin demokratları, demokrat olmayan Müslüman ve Türklerle bölünmeli, onlara karşı mücadeleye girmelidirler.

19 Nisan 2013 Cuma

Devrimci 24 Nisan – Karşı Devrimci 1 Mayıs (24 Nisan’ı 1 Mayıs Yapalım)

(“Bir Tükenişin İki Resmi” serisinin devamı olarak: “İkinci Resim: Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi”ni yazacaktık ikinci yazıda. Ancak bu arada bir rahatsızlık nedeniyle yazma işinden uzak durmak zorunda kaldık. Ve bu arada 24 Nisan kapıya dayandı, 1 Mayıs yaklaşıyor. Bu durumda, hem bu konuları ele alalım hem de bu bağlamda somut bir örnek olarak tükenişin ikinci resmini yavaş yavaş somutlayalım.)
Gerçeklik somuttur. Yani değişen koşullara göre, doğru her an değişebilir. Buradaki doğru kavramı, elbette ezilenlerin kurtuluşuna azami katkı; ezilenlerin genel ve tarihsel çıkarına uygunluk anlamındadır. Yoksa ezenler açısından doğru farklıdır, ezilenler açısından farklı.
Evet, bugünün Türkiye’sinde 1 Mayıs karşı devrimci, 24 Nisan devrimcidir.
Neden böyledir?

28 Mart 2013 Perşembe

Sevag'ın Annesinin Mektubu ve Türklerin Kötülük Yapma Hakkına Karşı Mücadele


Bu ülkede sadece Sevag cinayetini işleyen bir Türk değildir, bütün cinayetleri işleyenler; bütün hırsızlıkları yapanlar, bütün dolandırıcılar Türktür. Çünkü bu ülkede kötülük yapmak sadece Türklerin hakkıdır.
Ezilen azınlıkların kötülük yapma hakları yoktur. Bir Türk bir cinayet işlerse, adının önüne Türk konmaz. Ama bir Ermeni, bir Rum özellikle bu ülkede dokunulmaz parya muamalesi gören Hırıstiyanlar veya o halklardan olan biri bir suç işlerse adının önüne Ermeni, Rum gibi tanımlar konmadan adı anılmaz. Adının önüne Türk sıfatı konulmadan cinayet işleme, hırsızlık yapma hakkı olanlar sadece Türk ve Müslüman olanlardır.
Bu nedenle ezilen azınlıklardan olan insanlar hep iyi insanlardır. Çünkü onlar iyi olmak zorundadırlar. Çünkü onların kötülük yapma hakları yoktur. İyilik onların biricik silahıdır. Bu ülkede kötülük yapma hakkı sadece Türklerin ve Müslümanların hakkıdır.