30 Haziran 2017 Cuma

#ADALET Yürüyüşü ve HDP’nin “Hal-i Pürmelâl”i

Özellikle #ADALET Yürüyüşü başladığından beri HDP’nin ne dediğini, nasıl bir politika izlediğini anlayan varsa beri gelsin.
Pervin Buldan: “#ADALET herkes için istenirse #ADALET olur. Sadece kendilerine yapılan haksızlıklar için #ADALET aramak yanlıştır. Bizler yürüyen yurttaşlarımız Kandıra’ya ulaştıklarında manevi bir karşılama yapacağız. Fakat yürüyüş Edirne’ye kadar uzatılırsa bizler de #ADALET arayışlarının samimiyetine inanarak dâhil oluruz.”
Ahmet Yıldırım: "Biz bu yürüyüşün yanındayız, destekliyoruz. Bu yürüyüşe belli bir yerden katılacağımız içimizde tartışılan bir husustur. Yarın MYK toplantımızdan sonra bu netleşecektir. Yürüyüşün en uygun, en iyi katkı sunabileceğimiz yerinden itibaren içerisinde bulunacağız. Yoksa düşünsel olarak, destek olarak hiçbir zaman dışında olmadık."

29 Haziran 2017 Perşembe

Sosyalistler ve Sol Neden “Ofsayt”ta?

Bu gün dünyadaki her hangi bir soruna, insanlığın kurtuluşu, hatta varoluşunu sürdürmek için önündeki en büyük engelin uluslar olduğunu görmeyen ve ulusların varlığının fiili bir ırkçılık anlamına geldiğini kavramayan her politik parti veya hareket, birden bire kendini en kötü gericiliğin destekçisi olarak bulur.
Dünyaya böyle yaklaşmadığınız sürece, dünyayı ve ondaki politik gelişmeleri anlama ve onlara karşı bir politik tavır ve program geliştirme şansınız olmaz.
Soruna böyle yaklaşmadığınız sürece, bu gün dünyaya egemen olan ulus devletlerin ırkçı bir sistemin araçları olduğunu göremezsiniz. Yani ırkçılığı bir tehlike olarak görürsünüz, yeryüzü ölçüsünde var olan bir sistem, gerçek olarak değil.
Böyle yaklaşmadığınız sürece siz bir ulusçulusunuzdur; insanların değil ulusların eşit olduğu insanların ancak uluslar aracılığıyla eşit olabileceği gibi bir yaklaşıma sahipsiniz demektir.

21 Haziran 2017 Çarşamba

#ADALET Nöbetlerinde Bulunmak ve Buluşmak! Nasıl ve Neden?

Yarın (22 Haziran Perşembe) Hayır Kadıköy Meclisi Yoğurtçu Parkı’nda bir tek gündemle toplanacak ve #ADALET yürüyüş ve nöbetlerini ve neler yapılabileceğini görüşecek.
Bu vesileyle, biraz “hariçten gazel okumak” gibi de olsa, görüş ve önerilerimizi bir kere daha yazalım. Belki birileri okur, belki gündeme alınır ve tartışılır. Gündeme alınıp tartışılırsa aklın yolu bir olduğundan, büyük bir olasılıkla insanların kendi deneme ve akıl yürütmeleriyle benzer sonuçlara ulaşılacağına inanıyorum.
Önce şu ana kadarki duruma bakalım.
Maalesef sosyalistler ve demokratlar günün acil sorununu doğru yakalayamamışlardır. Örneğin “Barış” demişlerdir, “Demokrasi” demişlerdir ama Hukuk ve/veya Adalet’in, bugünkü keyfilik karşısında, en geniş kesimleri birleştirebilecek, yakalanacak ana halka olduğunu görememişlerdir. Bu konudaki öneri ve eleştirilerimizi görmezden gelmişlerdir. (Örneğin “HDP’ye Açık Mektup – Erdoğan Gitmeden Barıştan Söz Etmek Erdoğan’a Hizmet Etmektir”)

20 Haziran 2017 Salı

Söz Hayır Meclislerinde

Bugün Hayır Meclisleri’nin 18 Haziran Pazar günü İstanbul’da Kenter Tiyatrosu’nda yaptığı buluşmanın Sonuç Metni’ni  ve tartışmalarının özetini yayınlamak en doğru iş olacak.
Benzeri meclislerin her yerde örgütlenmesine çalışılmalı.
Buna kendi çapımızda bir katkıyı ancak bu meclisler, çalışmaları ve kararları hakkında okuyucularımızı bilgilendirerek yapabileceğimizi düşünüyoruz.
Aşağıda bu metinler yer alıyor.

19 Haziran 2017 Pazartesi

Sahada Olmak ve HDP’nin Yanlışı

Kılıçdaroğlu’nun başlattığı yürüyüş karşısındaki tartışmalara bakınca, yeni kuşakların, bizler için birer aksiyom olan kimi alfabetik önermeleri bile bilmediği görülüyor.
Bu nedenle, klasik sosyalist geleneğin “her zaman taze” (evergreen) kimi kabullerini hatırlatmak yerinde olacaktır.
Halk özellikle eski uygarlık beşiklerinde, yani Türkiye gibi Şark despotluklarında örgütsüzdür.
Kapitalizm öncesinde, ulusal devletler öncesinde iyi kötü yine de tarikatlardaki, meslek örgütlerindeki örgütlülüğü aracılığıyla, modern toplumdaki işçilerin sendikaları gibi, köylü (Alevilik) ve zanaatkârların (Ahilik, Bektaşilik vs.) savunma araçları bulunuyordu.
Ama modern devlet ve ulusun ortaya çıkışı bu öz savunma mekanizmalarını bile ortadan kaldırdığı için, halkın, ne prekapitalist sınıflı toplumlarda, yani klasik uygarlıklarda, iyi kötü geliştirdiği savunma araçları vardır; ne de modern toplumdaki işçi sınıfının geliştirdiği savunma araçları (fikir ve örgütlenme özgürlüğü gibi kimi haklar ve sendikalar ve işçi partileri gibi örgütlülükler) vardır. Ortada tam anlamıyla örgütsüz, devletin örgütlü kontrolünde, tamamen savunmasız ve örgütsüz bir halk vardır.

16 Haziran 2017 Cuma

CHP’yi Eleştirmek ve “Adalet” Yürüyüşü ve HDP

Bir devrimci, bir Marksist düşmanlarını eleştirmez, dostlarını eleştirir. Eleştiri dostlara yapılır, dostluğun ifadesidir. “Eleştiri silahı” dostlara yöneltilir. Çünkü eleştiri silahı birine yöneltildiğinde onu öldürmez, geliştirir.
Bu nedenle, bir devrimci, bir Marksist “eleştiri silahını” düşmanlarına yöneltmez, düşmanlarını eleştirmez.
Düşmanlara karşı “Eleştiri silahı”na değil; “Silahların eleştirisi”ne başvurulur, yani onlarla mücadele edilir, onlara karşı savaşılır, onlar zayıflatılmaya ve yenilmeye çalışılır.
Örneğin Lenin’in hiçbir zaman çarlığı eleştirdiğini göremezsiniz. Çünkü onunla savaşmaktadır. Eleştirisini Menşeviklere, Ekonomistlere, Likidatörlere  vs.; siperin aynı tarafında gördüklerine yapar.
Bu nedenle bu satırların yazarı CHP’yi hiç eleştirmez, çünkü o karşı cephededir; ama en ağır eleştirilerini her zaman dostlara, sosyalistlere, demokratım diyenlere yapar.

12 Haziran 2017 Pazartesi

Devrimi Korkaklar Yapar – Korkakların Sokağa Çıkması İçin Ne Yapmalı?

Türkiye sosyalist ve devrimci hareketinde garip bir anlayış var: hep kahramanlık ve fedakârlıklar üzerinden bir yarış, eylemlerin ve mücadele biçimlerinin buna göre belirlenmesi.
Unutulan bir şey var: Bırakalım devrim gibi devasa değişiklikleri bir yana, toplumdaki küçük iyileştirmeler, küçük demokratik hak kazanımları veya küçük ekonomik ve sosyal kazanımlar için bile, en az on binlerce, milyonlarca insanın eylemi veya ağırlığını belli bir tarafa koyması gerekir.
Ama milyonlar korkaktır.
Milyonlar polisin saldırıları veya tutuklama tehditleri altında sokağa çıkmaya cesaret edemez.
Çünkü örgütsüz insan korkak olur.
Ama örgütleme ve örgütlenmenin bizzat kendisi de devletin esas saldırı noktası olduğundan, şöyle bir açmaz ortaya çıkar: İnsanlar örgütsüz oldukları için korkarlar ve korktukları için de örgütlenemezler. Örgütsüzlük ve korkaklık birbirini besler.

10 Haziran 2017 Cumartesi

Dört Yıl Önce Dün Gezi’ye Önerilen Program

Dört yıl önce, 9 Haziran 2013’te Gezi’nin onuncu gününde, Gezi Hareketine aşağıdaki yazıda bir program öneriyor ve onu bir program tartışmasına çekmeye çalışıyorduk.
Gezi’nin o zamanlar böyle konulara kulakları tıkalıydı, kendisiyle sarhoş olmuştu.
Ne Taksim Dayanışması’nın, ne orada etkili olmaya çalışan sosyalist ve sol hareketlerin böyle bir perspektifi yoktu.
Gezicilerin alıcıları henüz bizim yayınlarımıza rezonans gösterecek frekansta değildi.  Bu nedenle bu yazılanlar uzayın sağır boşluklarında kaybolup gittiler.
Gezi şimdi, HAYIR hareketinin ortaya çıkardığı, küçük ama önemli HAYIR meclislerinde tam da bu sorunları yavaş yavaş gündemine almaya başlıyor.
Bu momentte o zamanlar yankısız kalmış, olmamışa dönmüş bir yazıyı tekrar yayınlayarak. hem HAYIR meclislerinde ufaktan başlama eğilimi gösteren tartışmaya; hem de Gezi’nin bir bilançosunun çıkarılmasına, yani eksiklerinin daha iyi görülmesine ve giderilmesine bir katkıda bulunmayı deneyelim.